Ankara yeniden “iyi şeyler olacak” gündemine kilitlendi. Benim görebildiğim kadarıyla bu gündem yapay bir gündem. Daha çok da Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan ilettiği talepleri değerlendirmek için BDP’nin oluşturduğu, AKP’nin de müzakerecilerin yönlendirmesiyle kabul ettiği bir gündem bu.


Ankara’da sanki iyi şeyler olacak gibi bir hava yaratılıyor. Oysa durum böyle değil. Ankara’da olan şu: Abdullah Öcalan’ın 21 eylülde görüştüğü kardeşi ile gönderdiği mesajların uygulamaya konulma çabası.
Ancak Öcalan’ın mesajlarında barışa ilişkin en küçük bir mesaj yok. Aksine Öcalan, kardeşi üzerinden gönderdiği mesajlarda “PKK’yı adam gibi savaşamamakla suçluyor ve çatışmaların sonuç alıcı olması gerektiğini, Kürtlerin ayağa kaldırılması gerektiğini, PKK’lı gerilla sayısının 50 bin 100 binlere çıkarılması gerektiğini” anlatıyor.

Abdullah Öcalan’ın son İmralı görüşmelerine ilişkin yaptığım araştırmada çok ilginç bir belgeye ulaştım. Bu belge tüm güvenlik bürokrasisine dağıtılmış bir rapor. Buna göre Öcalan 21 eylülde iki farklı görüşme yapmış. Birincisi Kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı görüşme. İkinci görüşme Öcalan ile İmralı’da kalan diğer mahkûmlarla yapılıyor. Zaten ikinci görüşmede Öcalan İmralı’da kalan mahkûmlara kardeşi ile yaptığı görüşmenin detaylarını ve yeni müzakere sürecine ilişkin düşüncelerini anlatıyor.

Önce Abdullah Öcalan-Mehmet Öcalan görüşmesine ilişkin edindiğim bilgiler:

Öcalan görüşmeye, kardeşine “Seni kim gönderdi buraya öğrenmek istiyorum” diye sorarak başlıyor. Arkasından, akan kanın bu tip görüşmelerle mümkün olmayacağını, kanın durmasını isteyenlerin kendisine bazı hakları vermeleri gerektiğini, ancak iyi siyasetle iyi işlerin yapılabileceğini ifade ediyor. Aslında Murat Karayılan’ın öne sürdüğü Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması şartını Öcalan da koyuyor.

Öcalan kardeşi üzerinden BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a şu mesajı gönderiyor: “Selahattin Demirtaş kendisini ayarlasın, herkesle görüşsün, bu görüşmenin sonucu alınıncaya kadar Kürtler ayağa kalksın, sonuç alınacaksa hükümetle de görüşsün, sonuç için her şey yapılsın, gerekirse 50 bin kişilik gerilla ordusu kurulsun” diyor. Ayrıca “on bin kişinin içeride olmasının kabul edilemez olduğunu” Demirtaş’a iletmesini istiyor.

İşte bu mesaj üzerine BDP heyeti Ankara’da görüşmelere başlıyor ve Çankaya ve AKP arasında mekik dokuyor. Yeni Şafak gazetesi ve Ankara’daki müzakereciler de bu görüşmeleri bir barış umudu olarak sunuyor. Oysa Öcalan aynı mesajında PKK’nın gerilla sayısını 50 bine çıkarmasını da söylüyor. Bu mesaj nedeniyle BDP Ankara’yı müzakere olacak diye oyalarken PKK’da “sonuç alıcı bir savaşa” hazırlık için PKK’ya katılımı arttırıp militan sayısını fazlalaştırmaya çalışıyor.

Zira Öcalan PKK’ya da şu mesajı gönderiyor: “PKK savaşacaksa tam savaşsın. Ben bu savaşın üç ayda bitirilerek sonuca ulaşılabileceğini düşünüyorum. Otuz yıldır savaşı doğru dürüst geliştiremedik” diye PKK’yı etkili savaş yürütemediği için eleştiriyor. Aynı zamanda “yapılan sokak gösterilerinin de sonuç odaklı geliştirilmediğini” ifade ederek sokak eylemlerinin de etkili olması istiyor. Ayrıca PKK’ya gönderdiği mesajda şunu da söylüyor Öcalan: “Kandil’de Suriye’de örgüt kadrolarının sayısı arttırılarak bahara kadar hareket edilmesi gerekiyor.”

Öcalan hükümetin niyetini de samimi bulmuyor ve savaşın kışın da süreceğini/ sürmesi gerektiğini şu ifadelerle anlatıyor: “Bu işler hükümete üç ay, bir mevsim veya cumhurbaşkanlığı kazandırmakla hallolmaz. Bu iş kışın da devam eder. 10 bin Kürt’ün içeride olması kabul edilemez. Kürt halkının ayağa kaldırılması gerekiyor.”

Öcalan hükümete bir de zaman veriyor. Samimiyseniz bir ay içinde taleplerimi yerine getirin mesajı veriyor. Öcalan, “eğer hükümet barış istiyorsa gece gündüz müzakere ederek bir ay içinde kanın durdurulacağını, barışa doğru adım atılmazsa savaşın kışın da durmayacağını, şehirlerde de gelişeceğini, on kat daha artarak devam edeceğini” söylüyor.

Görüldüğü gibi Öcalan’ın Kandil’den ateşlediği fişek Ankara’da siyasi bir hareketlenmeye neden oldu. Temel amaç Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması için zemin hazırlamak. BDP’nin Çankaya görüşmeleri de AKP görüşmeleri de, Mehmet Öcalan’ın açıklamaları da bir siyasi projenin parçaları. Ancak bu proje bir barış projesi değil. Aksine PKK bir yandan Öcalan’ı İmralı’dan kurtarmaya çalışırken, ki bu PKK’nın 4. Stratejik Mücadele Dönemi’nin ana hedeflerinden biri bir yandan da militan sayısını arttırarak önümüzdeki dönemde yoğun bir savaşa hazırlanıyor.

Çünkü PKK biliyor ki Öcalan İmralı’dan bir çıkarsa savaş bitmese de onu bir daha hiçbir güç yeniden İmralı’ya koyamaz

Böylece PKK’nın derin aklının önümüzdeki bahar ayından itibaren çok daha kapsamlı bir savaş başlatarak seçim sürecinde AKP’ye bir dip yaptırmayı planladığı, bunun için de özellikle kışın yapılacak operasyonları durdurup, daha kapsamlı terör eylemleri süreci için PKK’nın militan sayısını arttırmayı planladığı görülüyor.


Konuşmasının bir yerinde Öcalan MİT’e güvendiğini, ama Erdoğan’a güvenmediğini Erdoğan’ın kendisini tasfiye etmeye çalıştığını açıkça ifade ediyor.
Bu da ilginç bir paradoks.
[email protected]

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...