Gazeteci Fehmi Koru Habertürk’ten kovulduktan sonra, başka bir gazeteden iş teklifi de gelmeyince kendi sitesinde yazmaya başladı. Koru Cumhuriyet’ten Selin Ongun’a konuştu. Hakan Fidan Fethullah Gülen ilişkisinden, Reza Zarrab’ın mahkeme sürecine, ilginç açıklamlar yaptı. İşte açıklamaların bir kısmı:

‘Hakan Fidan iki defa Gülen’e gitmiş, görüşmüş, konuşmuşlar’

– “Ben Böyle Gördüm” kitabınızdan bir alıntıyla devam edelim. Aralık 2013, Pensilvanya’dasınız, Fethullah Gülen size “Fehmi Bey, Hakan Beyin (Fidan)kendisi de zaten buradaydı” diyor.

Evet, iki defa oraya gitmiş.

– Ne zaman gitmiş?

Tarihlerini bilmiyorum. Ama benden evvel gittiği belli. Ben 2013’ün aralık ayında gittiğime göre 17-25 Aralık’tan önce gittiği belli. İki kez gitmiş, görüşmüşler, konuşmuşlar ama ne konuştuklarını bilmiyorum.

– Size Gülen bunu Aralık 2013’te söylüyor.

Evet, sonrasında benim Hakan Bey ile görüşme fırsatım olmadı. Görüşseydim mutlaka ne zaman gittiğini sorardım.

– Gazeteci saikiyle ne düşündürdü size?

Şu da gerçek, o günlerde herkes görüşüyor, gidiyordu.

– MİT Müsteşarı, bir sene öncesinde ifadeye çağrılma hadisesi var, 7 Şubat yaşanmış?

7 Şubat 2012’den evvel mi gitti, onu bilemiyorum. Ne zaman gittiğini bilmediğim için de spekülasyon yapamam. Dışişleri bakanıyken eşini de yanına alarak Ahmet Davutoğlu da gitti. Onu da söyledi Gülen. “Buradaydı, eşi ile birlikte geldiler” dedi. Bülent Arınç görevlendirilerek gittiğini kendisi açıkladı.

– Ahmet Davutoğlu’nun gidişinde Abdullah Gül çok sinirlenmiş?

Birleşmiş Milletler’in her yıl eylül ayında yapılan açılış toplantısına katılmak üzere Abdullah Gül New York’taydı, Dışişleri Bakanı olarak Ahmet Davutoğlu da yanındaydı. Oradan yanına eşini alarak gitmiş Ahmet Bey. Zannediyorum, Davutoğlu kendisini oraya götüren kişilerin Cumhurbaşkanı’na da “Efendim biz kendisini götürüyoruz” diye bilgi verdiklerini sandı. Kendisi söylemedi Abdullah Gül’e. Ama o insanlar da Cumhurbaşkanı’na bunu söylemediler. Bunu günler sonra öğrendiğinde pek hoşuna gitmediğini biliyorum.

– Ama sonrasındaki açıklaması ile Davutoğlu, Gül’ü yalanladı adeta.

Ben haber verdim” dedi ama haber vermemişti. O götüren kişilerin haber verdiğini düşünerek bunu söyledi herhalde.

– Onu götüren kişiler kim?

Kimler götürdü ise bilemiyorum. Oraya el kol sallanarak gidilmiyor; birileri aracı oluyor. Ben de gideceğim zaman, aracılık yapması için Alaaddin Kaya’nın kapısını çaldım.

– MİT Müsteşarı’nın Pensilvanya’ya gidişine dönerek soracağız. Cemaatin Hakan Fidan’ı “İrancı” olmakla itham ettiği konuşulurken, bu ziyareti nasıl okudunuz?

Benim anlamadığım nokta da o. Akil insanların ilk toplantısına Hakan Fidan da katılmıştı. 2013’ün nisan ayıydı. Toplantıya verilen arada yanına oturdum. Ve lafı eğip bükmeden sordum: “Sizinle ilgili İran yanlısı saplantısı nereden çıkıyor?” Ben başbakan, cumhurbaşkanı tarafından bana verilen talimatları yerine getirmekle mükellefim. Daha önce Başbakanlık müsteşar yardımcısıydım. O dönemde başbakan beni çeşitli ülkelere gönderdi. Görevle ABD’ye, Almanya’ya, İsrail’e nasıl gidiyorsam İran’a da öyle gidiyorum. Hiçbir ülke ile özel olarak bir ilişkim yok” dedi bana. Ben de bunları Gülen’e söyledim.

– Gülen de bunun üzerine “Hakan Bey’in kendisi de buradaydı” diyor.

Hakan Fidan dediğimiz kişi uzaydan gelmedi. Bu ülkede AK Parti’ye yakın neredeyse herkesin cemaatle bir biçimde irtibatlı olduğu bir dönemde, herhalde onun da yolu cemaatten pek çok insanla kesişmiştir.

– Erdoğan, cemaat için size “Beyinleri yıkanmış zombiler gibi davranıyorlar” sözünü ne zaman söyledi?

Çok sonraları dedi. Biliyorsunuz, Tayyip Erdoğan 2013 yılında İstanbul’da yapılan Türkçe olimpiyatlarına katıldı ve Gülen’e “Bu hasret bitsin” dedi. 17-25 Aralık’a darbe tespitini koyduktan sonra da, bu darbeyi kimler yaptı, sorusuna da “paralel yapı-Pensilvanya” dedikten sonra her şeyi söyledi Tayyip Bey.

– Yine kitaptan devam edelim: “Cemaatin Meclis’ten çıkacak yasalara katkısı olduğu biliniyor. Özellikle yan etkileri özgürlükleri daraltıcı olduğu düşünülen bir yasa çıkacağında, Meclis’ten ham hali elde edilen tasarı veya teklifler cemaate yakın hukukçular tarafından incelenip mahzurlu yerleri konusunda düzeltme talepleri gerekli yerlere iletiliyordu.” Neresi bu gerekli yerler?

Bakanlık. Bakanlık bir tasarı hazırlıyor. Onu Meclis’e sevk edecek. Bunu haber alır almaz derhal o tasarıyla ilgili metni ele geçirdiler. Metin üzerinde cemaate yakın hukukçular çalıştı. Ardından kendilerinin mahzurlu gördükleri noktalara işaret eden bir rapor hazırlayıp yine bakanlığa bunu verdiler. Ve onların istediği istikamette daha tasarı halindeyken, Meclis’e sunulmuş veya komisyonda görüşülmüşken o değişiklikler yapıldı. Bunlar bilinen ilişki tarzları.

– Hangi bakanlık, hangi tasarı bunlar? O kadar çok ki hangi birini söyleyeyim, mi dersiniz?

2010’daki referandum öncesinde pek çok yasa çıkartıldı. Sivil toplumun çalışmalarını daraltabilecek olan Terörle Mücadele Yasası gibi yasalar yapıldı. O yasalar söz ettiğim.

– Sıfırlama tapesinin cemaatten değil farklı bir kaynaktan geldiğini düşünüyorsunuz. Size bunu söyleyen kim?

Cemaat konusunu soruşturan savcıya ifade vermiştim. O ifade sırasında böyle bir konu gündeme geldi. Savcı Bey, “Biz bu soruşturmaya başladığımızda cemaatle irtibatlı olduğu düşünülen bütün polislerin, emniyet sorumlularının, yargıdaki kişilerin kullandıkları bilgisayarlara el koyduk. Bazılarının hardiskleri vs. silinmiş olsa da hepsinin üzerinden yeniden canlandırma imkanı bulduk. Gizli dinlemelerin hepsi ele geçti. Ama içinde ‘sıfırlama’ sözcüğünün geçtiği o konuşmanın kaydı hariç” dedi. Takibinde Amerika ve Almanya’nın Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı ülkelerde büyük çaplı dinleme faaliyetleri yaptığı ve özellikle siyasileri dinledikleri ortaya çıktı. Bu ikisini birleştirerek, diğer tapelerin kayıtları bulunduğu halde o bulunmadıysa bunun Türkiye’yi dinleyen daha büyük kulakların eseri olabileceğini düşünüyorum.

‘AK Parti’nin cemaatin yerini dolduracak bir kadrosu yok

– Tam burada soralım; Rıza Sarraf’ın Amerika güncesi?

Kapanmış görünen dosyalar muhtemelen tekrar açılır. Burada açılmazsa Rıza Sarraf Amerika’ya gider orada açılır. İlk tutuklandığında Amerikalılarla anlaşarak gitti, denildi ancak bence yönlendirilerek gitmiştir.

– Yönlendirilerek ne demek?

Rıza Sarraf’ın kefalet talebinin reddedilmesiyle de görüldü ki olaylar Sarrafın beklentileri eşliğinde gelişmiyor. Bir anlaşma olduysa o anlaşmanın şartlarına Amerika uyar. Aralarında bir anlaşma yapılmamış gibi görünüyor. Amerikalıların eli bu işte var ise sadece vize vermede kolaylık göstererek ya da oraya gitmeyi teşvik etmişler gibi. Sarraf’larla irtibatı olan birileri de “Amerika’ya gidin” telkininde bulunmuş olabilir.

– Sarraf’ın tutuklanması iktidar için de sürpriz oldu sanki?

Ama Amerikalılar için olmadı. Amerika onun oraya gideceğini biliyordu ve tedbirlerini aldılar.

– Taha Kıvanç yazabilirdi; Sarraf’ın Amerika güncesi 17-25 Ankara’sını nasıl etkiler?

Yazabilirim, kendi sitem var. (Gülümsüyor) Ben şöyle düşünüyorum. Bu iş özellikle siyasi iktidarı hedef alacak gibi geliyor bana. Amerikalıların son zamanlarda Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarından fazla mutlu olmadıklarını ve bu hislerin karşılıklı olduğunu düşünüyorum. Amerikalıların burayı zora düşürmek gibi niyetleri olabilir bunu da Sarraf’ın yargılanması üzerinden yapabilirler. Yargılama süreci çok ilginç olabilir.

– Yargılama süreci yeni ABD başkanına göre değişir mi?

Sanmıyorum, yargılama süreci rayına oturmuş olarak gözüküyor. Tabii arada pazarlıklar olursa, bu tür siyasi davalarda siyasete de söz hakkı bir biçimde tanınır. Taha Kıvanç olarak şu anda gördüğüm, önümüzdeki yargılama süreci çok renkli geçeceği ve bunun bizdeki siyaseti rahatsız edeceği.

– Gülen Cemaati’nden boşalan yerlere diğer İslami cemaatlerin değil, Erdoğan’ların geçtiği resim, Türkiye’de nasıl bir İslami hareket fotoğrafı çıkarır?

AK Parti’nin cemaatin yerini dolduracak bir kadrosu yok. Bu 14 yıl içinde de öyle bir kadro yetişmedi. Yeter ki cemaatçi olmasın, şu anda kimi bulurlarsa onlar yerleştiriliyor. Buradan bir İslami hareket vs. çıkmaz. Zaten başta konuştuğumuz gibi İslami hareket ile siyaset arasındaki aks giderek açıldı. Böyle bir şey yok artık. Sadece görüntü var. Siyaset var İslami hareket yok. Ara sıra dini motifler kullanıldığı için ona böyle bir şey atfedilebiliyor. Dolayısıyla oradan İslami sıfatını hak edecek bir hareket çıkarmak mümkün değil.

– Buradan ne çıkar o zaman?

Neticede cemaatçilerin boşalttığı yerlere cemaatçi de AK Parti’li de olmayan kadrolar geliyorsa, belki sağlıklı bir şey çıkar. Cemaat 40 yıl boyunca o kadroları yetiştirdi. AK Parti kendi kadrosu olmadığı için onları hazır buldu ve onları kullandı. Ve geldiği noktada o kadroların kendisine değil başka bir yere bağlı olduğunu fark etti. Ama onların varlığı sebebiyle 12 yıl boyunca kendi kadrosunu yetiştirmek için de çaba göstermemişti. Onları tasfiye edince yerine koyacak kadro bulamadı. Şimdi bulduğunu atıyor. Paralel olmaması yeterli sayılıyor.

– Bu zeminden nasıl bir AK Parti çıkar?

7 Haziran’daki yüzde 40, 1 Kasım’da değişmeseydi AK Parti dönüşüp değişebilirdi. Yüzde 50 oy alan bir siyasi parti kendini neden değiştirsin? Onu değiştirecek güç muhalefetten gelecek reflekstir. Onu değişime zorlayacak bir muhalefete ihtiyaç var. Yazık ki o da yok.