Geçen hafta gündeme getirdiğim Erdoğan’ın çevresine yönelik tartışmalardan sonra şimdiye kadar Ergenekon’u savunmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan bazı kalemler tartışmanın ortasına atlayıp “şimdiye kadar neredeydin, insanlar Ergenekon’dan tutuklanırken sesin çıkmadı, şimdi neden bağırıyorsun” şeklinde özetleyebileceğim eleştiriler yaptılar.

Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Erdoğan’ın çevresine, özellikle onun adını kullanarak fitne çıkaran çevresine yönelik eleştirilerim bakidir. Bu eleştirilerimden elbette Erdoğan’ın payına düşen kısımlar da var bunlar da baki. Bu eleştirileri yeri geldiği zaman yine ve yeniden sıralarım.

Ancak, Erdoğan ve Ergenekoncular arasında tercih yapacaksam hiç kimse kusura bakmasın Erdoğan’ın zulmünü bile Ergenekonculara tercih ederim. Zira Ergenekon darbe, zulüm, ölüm demektir. En kötü Erdoğan benim için en delikanlı Ergenekoncudan evladır. Zira Erdoğan, seçilmiş bir iktidarı temsil ediyor Ergenekon seçilmişe karşı darbe yapmak isteyen atanmışları. Erdoğan’ı oylarımızla değiştirebilir ama Ergenekon oylarımızla değiştirdiğimiz iktidara hükmetmek için kurulmuş bir zulüm sistemi.

Demokratik yöntemlerle seçilmiş iktidarı devirmek isteyenlere karşı benim duruşum –bana kötülük yapsa da– demokratik iktidarı savunmaktır. Bu nedenle Ergenekon muhiplerinin yaşadığım mağduriyetler üzerinden Ergenekonculara pay çıkartmasına izin vermem.

Bunun benim aleyhime bir durum olduğunu biliyorum. Yandaş medyadakiler sesimi kısmak için elinden geleni yapıyorlar. Bu ortamda, Ergenekon’a destek verenlerin kendi menfaatleri için bile olsa benim mağduriyetimi gündeme getirmelerine normalde sevinmem lazım. Ama ben böyle bir adam değilim. Kendi menfaatim için dengeler peşinde koşan biri değilim. Bugün menfaatime geliyor diye Ergenekon’a destek veren çevrelerin benim mağduriyetlerimi gündeme getirip Ergenekon’un değirmenine su taşımalarına göz yumamam. Bir şeye inanırsam yazarım inanmazsam aleyhime bile olsa karşı çıkarım. İşte bu nedenle Ergenekon’a destek verenlerin yandan çarklı desteklerine “teşekkür ediyorum” ama ben almayayım. Ergenekon’a karşı hep Erdoğan’ı destekledim yine destekleyeceğim. Demokratik seçimlerle işbaşına geldiği sürece, Erdoğan’ın demokrasi dışı davranışlarını eleştirip demokrasiye kattığı her olumlu adımı da alkışlamaya devam edeceğim. Kısacası Ergenekon muhipleri benden size ekmek çıkmaz.

Ayrıca Ergenekon’u destekleyenlerin iddialarıyla benim durumum çok farklı. Birinde seçimle işbaşına gelmiş bir iktidarı belli bir amaç doğrultusunda darbe yöntemleriyle devirmeye çalışan bir yapıya karşı legal bir operasyon var. Operasyonun içeriğinde yapılış biçiminde birtakım sorunlar olabilir. Onları eleştirelim ama bu kesimler o sorunların üzerinden tüm operasyonu boğmaya çalışıyorlar. Ben bu oyunda yokum. Bu nedenle de Ergenekon muhibbi koronun yalancı demokratlığına da yalancı özgürlükçülüklerine de hiç inanmadım ve desteklemedim. Bu kesim basın özgürlüğü derken de samimi değil özel hayatın gizliliği derken de. Bir tek amaçları var Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını sulandırmak. Bu nedenle de bunları destelemedim desteklemiyorum.

Bir de “Simon’un tosunu” var. Dün kan uykusundan milliyetçilik çıkarıyordu bugün Murat Karayılan’dan demokrat üretme derdinde. İşi gücü manipülasyon olan karanlık dehlizlerin operasyon çocuklarının ağzına konu olmayı bile zül sayarım.

Yaşadığım mağduriyetleri Ergenekoncuların mağduriyetleriyle eşitleyip, ikisi arasında Aristo mantığıyla paralellik kurup, Ergenekon değirmenine su taşımaya çalışmak doğru değil. Arada net farklar var:

1) Ergenekoncular demokrasiye tehditken, ben demokrasiyi savunuyorum.

2) Ergenekoncular demokrasi aleyhine faaliyetleri nedeniyle soruşturulurken, ben Uludere olayını “hatırlattığım” için kuşatma altına alınıyorum.

3) Ergenekoncular seçilmiş iktidara karşı girişimleri nedeniyle sorgulanıyor, ben seçilmiş iktidarın halkına karşı sorumlu olması gerektiğini hatırlattığım için fitne çevresinin iftirasına uğruyorum

4) Ergenekoncular hakkında bir hukuki soruşturma var ve her şey hukuki sistem içinde ilerliyor benim hakkımda en ufak soruşturma dahi yok. Sadece fitnecilerin kara çalma girişimlerine karşı mücadele ediyorum.

5) Ergenekoncuların bilgi ve belgeleri mahkemeye sunulup mahkeme evraklarından basına yansıyor (tabii ki bu da eleştirilebilir), benim hakkımdaki belgeler muhtemelen MİT’teki Ergenekon kalıntıları tarafından kurumların dosyalarından çalınarak sızdırılıyor.

6) En önemlisi artık Ergenekoncular Erdoğan’ı eleştirmiyor onunla anlaşma yolu arıyor, ben Ergenekon’la anlaşma sinyalleri veren Erdoğan’ı eleştiriyorum.

Bütün bu nedenlerle benim mağduriyetimi Ergenekoncuların durumu ile yan yana getirip arada benzerlikler kurmak insan aklına saygısızlıktır.

Bana göre MİT içindeki AKP’nin kapatılması davasında rol oynayan bir ekibin Uludere saldırısı sonrasında operasyonları deşifre olması nedeniyle intikam için giriştikleri bir yıpratma operasyonu sözkonusu. Bana göre bu işte Hakan Fidan’ın da dahli yok ama o kurumun başındaki kişi olarak kuruma sahip çıkamadığı için eleştiriyi hak ediyor. Bu damar daha önce Ergenekon ile işbirliği yapmış bir damar. Dolayısıyla benim mücadelem yine aynı. Bu nedenle de Ergenekoncular ile aynı düzlemde buluşmam mümkün değil zaten. Aksine Ergenekoncularla aynı düzleme doğru ilerleyen, aynı yöntemlerle insanlara operasyon yapmaya başlayan kurumları, fitneci çevreyi, bunlara dur demeyen hükümeti eleştiriyorum ben.

***

Not: Askerlik kayıtlarımın ve nüfus bilgilerimin hangi bilgisayardan çıkarıldığına ilişkin Başbakanlık Şikâyet Merkezi BİMER’e başvurdum. BİMER benim başvurumu Askerlik Daire Başkanlığı ASAL’a ve İçişleri Bakanlığı Nüfus Genel Müdürlüğü’ne yazıp MERNİS ve Askerlik şubelerinin bilgisayarlarının kontrol edilmesini isteyeceğine başvurumu İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube’ye göndermiş. Bakalım İstanbul Emniyet Müdürlüğü ne çıkaracak? Belli ki BİMER’in amacı evraklarımı kimin çıkardığını tesbit etmek değil. Zaten ben de umutlu olmadığımı söylemiştim. Ama hukuki mücadelenin peşini bırakmak yok. O evraklarımın hangi bilgisayarlardan çıktığını bulacağım.

[email protected]

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...