Kürt sorununa müzakereci çözüm arayışları çerçevesinde ortaya çıkan bir tartışmamız var, Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) tartışması. Bu tartışmaya ucundan kıyısından bulaşmış biri olarak, bu tartışmanın geldiği noktadan maalesef çok rahatsızım. Tartışma iki yönlü işitiyor. Bir yönünde habervaktim adlı internet sitesinin kara propaganda yöntemleriyle DPI toplantılarına katılan yazarları hedef göstermesi sözkonusu. Kime ve neye hizmet ettiği anlaşılmayan, zaman zaman beni de hedef göstermiş bu site, Ali Bayramoğlu gibi yazarların en azından gazetelerinden atılmasını ima eden yazılar yayınlıyor. Bununla da kalmayıp kara bir kampanya ile Ali Bayramoğlu ve DPI toplantılarına katılan diğer aydınları doğrudan saldırılara açık hedef hâline getiriyor. Bu alçak kampanyayı yürütürken de benim ortaya çıkardığım birtakım bilgileri tamamen bağlamından kopartıp, amacından saptırıp kullanarak bir faşizan zihniyetin intikam oklarına dönüştürmüş durumdalar.

Sırf bu karanlık yüzler devreye girip benim yürüttüğüm fikir tartışmasını bağlamından koparıp bir kara propaganda kampanyasına dönüştürdüklerinden dolayı, onlarla aynı düzlemde görünmemek ve onların değirmenine su taşıma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmak için daha sonraki süreçte DPI konusunda hiçbir yazı yazmadım.

Oysa DPI toplantılarına katılanların ortaya koydukları tezlerde bana göre eleştirilmesi gereken, Kürt sorunu açısından hiçbir gerçekliği olmayan, hatta kimi zaman fantastik bilgilerle çocuksu duygularla barış arayışları vardı. Bir fikir tartışması DPI’a katılan aydınların fantastik çabalarını sırf kara propagandacılara malzeme vermeyeyim diye görmezden geldim eleştirmedim.

Ancak bu çabalarım yeterli olmadı. Bu kampanyaya bir başka operasyon ekibi tarafından bilerek ve isteyerek ilişkilendirilmek istendim. DPI tartışmasının bir ucunda karanlık ve faşist kafalarıyla DPI toplantılarına katılan aydınları hedefe koyan o kafa varken, tartışmanın öbür ucunda “kriz tüccarları” mevcut. Sureti haktan görünüp iktidara yanaşıp, iktidarın itibarsızlaştırma ve yok etme kampanyasının koçbaşı fonksiyonunu üstelemiş bu kişiler beni DPI aydınlarına karşı yürütülen faşizme ortak etmeye çalıştılar.

Bunlar açık açık içinde benim de olduğum bazı gazetecilerin iktidarı rahatsız ettiğimiz için tutuklanacağını yazıyorlar. Daha önce fısıltı gazetesinin manşetlerini süsleyen,
“Başbakan’dan duydum filanca gazeteci tutuklanacak” şeklinde servis edilen “tutuklama” haberlerini artık “Başbakan’ın helikopterine bindim, Başbakan’ın yakınlarıyla konuştum filanca gazeteciler tutuklanacak” diye yazılar yazarak kampanyaya yürütüyorlar.

Yazılarımdan tırak içinde alıntılar yaparak tutuklanacağımızı söyleyen iktidarın “kara kalemleri”, DPI üzerine yazdığım yazıları bilerek ve kasten bağlamından kopararak, tıpkı habervaktim.com’un yaptığı gibi bir kara propaganda malzemesine dönüştürerek beni hedef hâline getirip, şikâyet ediyorlar.

Oysa DPI konusunda yazdıklarım ortada: Özetle, DPI kurucuları ve yöneticilerinin, Abdullah Öcalan’ın avukatları olduğunu anlatıp “DPI girişimi bir Öcalan projesi mi” diye sormuştum. DPI toplantılarına katılanları konunun bu kısmını neden gizliyorsunuz diye eleştirip, bu tartışmadaki tutumumu şu hüküm cümlesi ile net olarak belirtmiştim: Eğer gerçekten de DPI Öcalan ve çevresinin talebiyle kurulmuş bir yapı ve bu kapsamda aydınlar ve siyasetçilerle etkinlik yapıyor, barış için arayışlar bu kapsamda yürütülüyorsa çok önemli. Bu gerçekten de Öcalan ve çevresinin dünya örneklerini izlemek için bir arayış içinde olduğunu gösterir.”

PKK’nın “barış” söylemlerine kuşkuyla yaklaşan biriyim. Bunu her platformda söylüyorum. Buna rağmen DPI faaliyetlerinin arkasında bir Öcalan aklı varsa Öcalan’ın barış konusunda samimi olabileceğini açıkça yazdım. Yazdığım bilgileri, bağlamından koparıp savaş baltalarına dönüştürerek müzakereci aydınlara karşı faşizan bir silah hâline getirenlere, “bu yaptığınız düpedüz alçak ve faşizan bir linç kampanyasıdır” demek durumundayım. Bu faşizan kafayı açıkça ve net olarak lanetliyorum.

DPI kampanyasında habervaktim’in karşısındaymış gibi sureti haktan görünen bir yazar, açıkça yazdığım net gerçeğe rağmen DPI yazılarımı Akit ve habervaktim.com’un kara propaganda kampanyası seviyesine indirgeyip şunları yazdı: “Bir söz de Taraf gazetesine, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’a… Taraf ‘Sözde Müslüman, özde faşist’ diyerek çok güzel bir haber yapmış. Ama aynı Taraf gazetesi DPI bağlamındaki kara propaganda yayınlarını geçmişte niye pervasızca yaptı? DPI ile bağlantılı aydınları hedefe koyma zeminini yaratanlardan biri bu gazete maalesef.”

Bu yazılanlarda en küçük bir doğruluk payı olsa hak vereceğim ama maalesef YALAN. Zaten amaçları da doğru ve hakkı yazmak değil. Amaçları DPI tartışmasını, iktidardan aldıkları ihale çerçevesinde, bazı yazarlara yönelik hükümet çevrelerinin yürüttüğü “yok etme” ve “tutuklatma” kampanyasının, mızrak ucu gibi kullanmak. Bunun için yazıyorlar bu yalanları. Bu kampanya çerçevesinde beni “yazılı başvuruyla” şikâyet etmekle kalmadılar. Başka iletişim araçlarıyla ilgililere ulaşıp, beni habervaktim’in yürüttüğü o karanlık kampanyanın parçası gibi göstermeye çalıştılar. Allahtan kimse bunları ciddiye almıyor da sonuç alamıyorlar.

Görüldüğü gibi DPI tartışmalarını anlamaya çalışırken yazdığım ve net bir tutum sergilediğim yazıda yer verdiğim bilgiler iki tarafı keskin faşizan bir linç baltasına dönüştürülmüş durumda. Bir tarafta liberal aydınları yok etmeye çalışanlar diğer tarafta beni ve iktidarı yok etmeye çalışanlar. Bazen her iki tarafı da yok etmeye çalışan o baltanın sapını tutan elin aynı el olduğunu düşünüyorum.

Ben her iki faşizan ve operasyoncu zihniyeti de lanetliyorum. Şiddeti savunup desteklemediği sürece her türlü fikri her türlü platformun çatısı altında her yerde savunabilir insanlar. Sırf bir linç kampanyası nedeniyle DPI’in Galatasaray Üniversitesi’nde yapılması planlanan programının iptal edilmesine twitter’dan tepki gösterip “imkânım olsa bu toplantının benim üniversitemde yapılmasını sağlardım” diyen biri olarak DPI üzerinden yürütülen iki taraflı linç kampanyasının da istemeden nesnesi olmak sanırım sadece Türkiye gibi saçmalıklar ülkesinde olur…


[email protected]

 

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...