Selam Tevhid davası bugün başlıyor. Selam Tevhid örgütü yeni bir örgüt değil. 2000 yılında, yani AKP henüz iktidara gelmeden çok önce tespit edilip Yargıtay’ca onaylanmış bir terör örgütüdür. Adalet bakanı Bekir Bozdağ’ın “biri selam vermiş diğeri almış, olmuş bir örgüt” demesi veya AKP’lilerin vıdı vıdısı bu gerçeği değiştirmez.

Dava nedeniyle içeride tutulan polisler kendi savunmalarını yapıyor. Sanırım Yargının gündemine girmiş bazı dosyalar bu kapsamda yeniden açılacak. Eski terör müdürleri Yurt Atayün ve Ömer Köse Selam Tevhid örgütünün Türkiye’nin içine sızmış gerçek bir İran casusluk örgütü olduğunu, Türkiye’de çok yüksekteki makamları kafeslemeyi başardıklarını söylüyor.

Türkiye İran ile arası iyiyken, AKP’liler İran’dan gelen paraları yiyip Reza’nın önüne yatarken, İran’ın müdahalesiyle Selam Tevhid dosyasının kapatıldığı kanaati hakim. İşte Selam Tevhid dosyası böyle bir dosya.

Dosyanın ayrıntılarını bir kenara bırakıp şu gelişmelere bir kez daha bakalım.

Yıl 2009 2010 Dünya İran’ın nükleer silah üretimini durdurmak için yoğun çaba harcıyor. Viyana’da toplantılar var. Viyana’daki toplantılara Türkiye’yi temsilen Hakan Fidan katılıyor. Dünya delegasyonu Fidan’ın İran’ı İranlılardan fazla savunmasından daha fazla hayret ediyor. Hatta bu konudaki hayretlerini basına sızdırıyorlar. Daha sonra aynı Hakan Fidan MİT müsteşarı oluyor. Fidan Müsteşar olunca İsrail Fidan’ın uluslararası toplantılarda İran’ı aşırı derecede savunmasına atıfta bulunarak onu İrancı olmakla suçluyor.

Fidan’ın uluslararası toplantılarda İran’ı canhıraş savunması ve arkasından MİT müsteşarı olması muhtemelen tesadüftür. Ya da Türkiye’nin pozisyonunu savunmuştur. Ama…

Hatırlayın 2007 yılında Erdoğan ile ABD başkanı George Bush arasında İstihbarat Değişimi Anlaşması imzalanmıştı. Bu kapsamda ABD PKK’ya karşı edindiği istihbaratı Türkiye ile paylaşıyordu.

2008 yılından sonra PKK’nın İran kolu PJAK İran’a savaş açmış İran ile yoğun bir savaş içine girmişti. Bu sırada Türkiye ile olan savaşını da sürdürüyordu. Ağustos 2011’de TRT Murat Karayılan’ın İran’da yakalandığını duyurdu. İddiaya göre MİT ABD’den gelen istihbaratı İran’a verip Murat Karayılan’ın yakalanmasını sağlamıştı. Bu bilgiyi dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da doğruladı.

MİT bu bilgiyi ne doğruladı ne yalanladı. Ama Ankara gazetecilerine üstü kapalı olarak Karayılan’ı İranlılara yakalattıklarını anlattılar. Hakikaten de Karayılan birkaç hafta boyunca ortadan kayboldu. Hiçbir yayına çıkmadı çıkamadı.

Peki ne oldu? İran Karayılan’la anlaştı. PJAK’ın saldırılarını kesmesi karşılığında Karayılan’ı serbest bıraktı. Böylece İran MİT’in yardımıyla kendi Kürt sorununu çözmüş oldu. Savaşı bitirdi. Ya Türkiye? ABD bu olaydan sonra kendi istihbaratını İran’a verdiği gerekçesiyle Türkiye ile olan İstihbarat paylaşımını uzun süre kesti.

Şimdi soralım: Türk istihbaratının yardımıyla İran’ın kendi Kürt sorununu çözmesi tesadüf müdür?

Devam edelim: Hüseyin Tanideh, Almanya’dan İran’a nükleer malzeme kaçıran İran İstihbaratının bir adamıydı. İran’a yönelik ambargo nedeniyle İran’ın nükleer programının işlemesi için kurulan nükleer kaçakçılık şebekesi hayati önemdeydi. Tanideh bu şebekenin en kritik adamlarından biriydi. Almanya bu nedenle Tanideh hakkında kırmızı bülten çıkarmıştı.

Tanideh Türkiye’ye girerken havaalanı polisi tarafından yakalandı. Prosedür gereği Alamanya’ya iade edilmesi gerekiyordu. Araya MİT girdi. Tanideh ile ilgili sürece müdahil oldu. Sonra Tanideh serbest bırakıldı Almanya’ya değil İran’a gitti.

Türkiye’nin İran İstihbaratına bu kıyağının karşılığında ne aldığı bilinmiyor. Bu kıyak tesadüf mü?

Devam edelim: Suriye’de olaylar çıkmış. Esad muhalifleri bombalıyor. Bu arada Suriye ordusunda dağılmalar var. Muhalifler dünyanın desteğiyle Özgür Suriye Ordusu diye bir ordu kurmuş. Tüm Dünya Özgür Suriye Ordusu’nun güçleneceğini düşünüyor. Suriye Ordusundaki Sünni Komutanlar tek tek Orduyu terkedip Özgür Suriye ordusuna geçiyor. Bu arada Özgür Suriye Ordusunun komuta merkezi Hatay. Hüseyin Harmuş diye bir Albay geliyor. Harmuş’un ÖSO’ya katılması Esad ordusu açısından kritik. Tüm dengeler değişiyor. ÖSO’nun ilerlemesi devam ediyor. Bu sırada Ahmet Davutoğlu “Esad’ın ayları kaldı” açıklaması yapıyor.

O sırada MİT’in Adana Bölge çalışanları işte o çok kritik Harmuş’u kaçırıp İran’ın muhibbi Esad’a teslim ediyorlar. Özgür Suriye Ordusu’na büyük bir darbe vurulmuş oluyor. Ordu ilerleyen aylarda dağılıyor. Esad Ordusundan kaçması beklenen Sünni Komutanlar vazgeçiyor. MİT’de Teşkilat’ın her yaptığının hareketten çık rahatsız olan bir ekip bu konuyu medyaya sızdırıyor. Ne mi oluyor? MİT Harmuş’u kaçırıp Esad’a satan o ekibe göstermelik ceza veriyor. Adli Ceza alan tek MİT’çi de açık cezaevinden kaçıyor ve Esad’ın saflarına geçiyor.

Tesadüf mü?

Devam Edelim, Dünya İran’a ambargo uyuluyor. İran’ın ekonomik olarak sıkıştırılması söz konusu. İran Babak Zencani ve Reza Zarrab’ın da aralarında olduğu bir kara para aklama şebekesi oluşturuyor. Dünya pazarına satılan petrol Türkiye üzerinden aklanıyor. Sadece 2008 2010 Arasında 37 Milyar Dolar İran’a aktarılıyor. Devletin kasasına Tek kuruş vergi girmiyor.

İran’ın hava yollarının uçakları eski olduğu için sık sık kazalar meydana geliyor. İran’da hava ulaşımı çökmek üzere. Zencani’nin paravan şirketler üzerinden Türkiye’den Onur Air’i satın alıyor. Satışın yapıldığının ertesi günü Onur Air’in uçakları Zencani’nin havayolu şirketine kaydediliyor. Böylece İran’a Airbus ucaları girmiş oluyor.

Daha bitmedi Zencani Türkiye’nin en köklü taşımacılık şirketi Ulusoy’u satın alıyor. Ulusoy da Zencani ile olan ortaklıklarını dünyaya duyuruyor. İşler yolunda. Zencani’nin taşımacılık operasyonlarının başına İmran Okumuş atanıyor.

İran’ın Türkiye içindeki etkinlilerine en yüksek perdeden itiraz eden iki grup var. Birincisi Gülen Cemaati ikincisi İsmail Ağa cemaati özellikle de Cübbeli Ahmet hoca. Gülen Cemaati orkestra şefliğini MİT’in yaptığı operasyonlarla ayarlanmış savcılar ve proje hakimliklerle bitirilmeye çalışılıyor. Dünyada Teröre karşı en net duruşu gösteren tek Sünni yapı olan Gülen Cemaati, her yaptığı operasyon nasılsa İran’ın işine yarayan MİT’in yoğun gayretleriyle “terör örgütü” gibi gösterilmeye çalışılırken, dünyaya “İslamcı Teröre karşı panzehir” olarak İran ve İran Şiiliği sunuluyor.

Daha önemlisi şu: Gülen Cemaatine yapılan operasyonlarla Cemaate yakın Kaynak Holding’e el konuluyor. Sanki başka kayyum bulamamışlar gibi Zencani’nin taşımacılık operasyonlarının başındaki isim İmran Okumuş, Türkiye’deki artan İran nüfuzuna en net ve en yüksek perdeden itiraz eden Gülen Cemaatinin Kaynak Holding’inin başına atanıyor.

Tesadüf mü?

Bütün bunlar tesadüf olabilir. Peki Fidan’ın başındaki MİT’in orkestra şefliğini yaptığı en önemli üç operasyon, Çözüm Süreci, Suriye politikası ve Cemaate kaşsı Savaşın üçünün de Türkiye’yi zayıflatırken, İran’ın önünü açması tesadüf mü?

Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?

Not: Yukarıda yazdığım hiçbir bilgi gizli bilgi değildir. Hepsi internette var. İsteyen tek tek google yaparak olayları bulabilir. Benim tek yaptığım bütün bu olayları bir araya toplayıp tesadüf mü diye sormak.

KAYNAK: Emre Uslu/Yeni Yön

 

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...