Tutuklu ‘105 asker eşi kadın’dan mektup
’15 Temmuz Darbe Girişimini’nin ardından kitlesel tutuklamalar çerçevesinde cezaevine konan ve seslerini duyuramayan asker eşleri, mektup yazarak durumlarını anlattı. Tutuklu kadınlar, işkence ve gözaltında geçen günleri yazdı.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan kitlesel tutuklamalar çerçevesinde cazevine konulan 105 asker eşi kadın, durumlarını anlatan bir mektup kaleme aldı. Samanyolu Haber’e yollanan mektupta, tutuklu kadınlar işkence ve gözaltında geçen günlerden de söz ediyor.
İşte o mektup:
05 .01.2017 yüz beş asker eşi için göz altı ve yakalama kararı verilmiş. Eş zamanlı bilmem kaç ilde operasyon yapıldı. Sabah saat 06:00’larda çoğunun eşlerinin olmadığı evlere şafak operasyonu yapıldı. Kimi özürlü kimi emzirilmeye muhtaç kimi iki, kimi üç, kimi beş çocuklu kadınlar çocuklarını bile birilerine emanet etmelerine fırsat vermeden, apar – topar nezarethaneye götürdüler. Sonra, o emniyetten bu emniyete sürüklenen “KPSS” Adı altında “Sözde silahlı örgüte üye olma” operasyonu. Sözde suç; nitelikli dolandırıcılık, belgede sahtecilik, silahlı terör örgütüne üye olma ve sözde suçlu 105 tane anne, 105 tane eşleri asker olma ortak paydasında buluşmuş kadın.
Sözde suçun işleme tarihi 10.07.2010. Operasyon tarihi 05.01.2017 yani sınavdan 6 yıl 6 ay sonra. Bu vakte kadar bu insanlar bir yere kaçmamış ve mesleklerini icra eder durumda. Üstelik öğretmenlerin atamaları iptal edilen bu sınavla değil. 30 Ağustosta da sınavın iptali, 30 ekimde yapılan eğitim bilimleri sınavına yeniden girdiler. Bütün bu aksiliklere rağmen tekraren yapılan bu sınavda elde ettikleri başarı ile görevlerine atandılar. Bu vakte kadar haklarında hiç bir soruşturma olmadan bin bir emek ve fedakarlıkla, hem anne hem öğretmen hem asker eşi oldular.
Her ne olduysa 15 Temmuz hain darbe oyununda eşlerin kurban edilmesiyle terörist, hain, sahtekar, kopyacı ilan edilmek suretiyle kamuoyunda bu insanlar “Karı-koca terörist biz size dememiş miydik” algısı oluşturarak yapılan hukuksuzluklara haklı zemin oluşturmaya çalışılmıştır. Haklarında hiç bir somut delil bulunmadığı için polis ifadelerinde ve mahkemede sürekli olarak 15 Temmuz günü ve eşlerinin durumu üzerinde durulmuştur. Psikolojik baskı unsuru olarak “itiraf et kurtul, isim ver çık çocuklarına kavuş” gibi psikolojik baskılara maruz bırakılmışlardır.
İnsanları KPSS operasyonu adı altında toplayıp sözde FETÖ örgütü ile bağlantı kurmak adına komik deliller üretmeye çalışmaları sorguda ki soruların mantıksızlığı ile net bir şekilde anlaşılmıştır.
Hiç bir tarih, banka adı, hesap numarası belirtmeden “Sen … isimli şahsa 25 TL para yatırmışsın. Söyle bakalım bu hizmet parası mıydı? Şu sokak lambasının altında lojmandaki komşularınla buluşmuşsun, soruları orada mı dağıttın. Teyzenin görümcesinin oğlu ile telefonda dolaylı yollardan görüşmüşsün o da sınava girmiş soruları sen mi verdin? (Dolaylı görüşülen şahıs teyzeyi arıyor. Görümce oğlu teyzeyi arıyor ama direk bir birlerini aramadan dolaylı yoldan bağlantı kurmuş oluyor) gibi, “Cehaletin ve zırvalamanın bu kadarı ancak tahsil ile mümkündür” denilen sorularla insanlara suç isnat edilmeye çalışılmıştır.
Kitapçıklar gösterilmeden genel istatistikler verilerle ve genel yargı içeren bilir kişi raporlarıyla kişisel suçlamalar yapılmıştır. Trajikomik olan kısmı ise ikamet adreslerinde bulunmayan şüphelilerin kendileri emniyete telefon ederek ifade vermeye gitmiş olmasına rağmen “Şüpheli kendi kendine gelerek yakalanmıştır” gibi mantığa takla attıran inciler dizmişler tutanaklara. Kaçma durumu olmayan bu insanların kaçmasından öyle korkmuşlar ki “Bazı öğretmenleri; sınıfa kadar giren polisler tarafından öğrencilerin gözleri önünde ters kelepçelenerek gözaltına alınmışlardır”
Temel insan hakları ve hürriyetleri ilkeleri tamamen çiğnenerek daha hüküm giymemiş, eşleri nedeniyle onlarca kadın ve evde emzirilmesi gereken onlarca çocuk mağdur edilmiş, ve bunların içerisinde kanser hastalığını yeni atlatmış bayanlar insanlık dışı şartlarda 6 gün boyunca nezarethanede türlü hakaretler ve psikolojik baskıya maruz bırakılmışlardır. Bu kadınlarla uyuşturucu bağımlıları, tecavüz suçlamasıyla içeri girmişler, (Her ne kadar odaları ayrı olsa da) aynı kattaki tuvalet ve lavabolar ortak kullandırtılmıştır. Bir annenin en kutsal haklarından olan emzirme talebine karşı “Ben senin sütünle mi uğraşacağım, git tuvalette çıkar” diyecek kadar çirkefleşmişlerdir. 5 gün önce sezeryanla doğum yapan bir anne lohusa haliyle, bebeğinden ayrı kaldığı yetmiyormuş gibi bir de hiç hijyenik olmayan şartlarda günlerce mağdur edilmiştir.
Aslında, mahkemede savunmaları bitmeden evvel sonuç bellidir. Çünkü daha mahkeme sonuçlanmadan evvel polisler şahıslara tutuklandıktan sonra doldurulup imzalanması gereken “Tutuklama tutanağı” imzalatılmamış hatta poşet poşet kelepçeler insanların gözü önünde hazır edilmiştir. Bu operasyonun en temel amacı kimin yaptığı belli olmayan (Kim yaptı ve yaptırdıysa Allah bin türlü belasını versin) darbe girişiminden sonra suçsuz yere tutuklanan askerlerin içeriği boş dosyalarını doldurmak ve içeride tutulmalarını medya ve kamuoyunda terör örgütü bağlantısını somutlaştırma çabasından başka bir şey değildir.
Nitekim bu insanlara suçluluğu kesinleşmeden gazeteler ve haber kanalları aracılığıyla hemen terörist, hain, dolandırıcı ilan edilmiştir.
Bunca mağduriyete maruz kalan asker eşleri olarak şahsınızın ve kurumunuzun aracılığıyla sesimizi vicdan sahibi kamuoyuna duyurmak istiyoruz.
Sincan kadın kapalı cezaevinde kalan asker eşleri”





