Ankara’nın en iyi kulis yazarlarından Meydan yazarı Ömer Şahin Erdoğan’ın İslamcıları uçurumdan aşağı itmesinin olası sonuçlarını yazdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile ‘normalleşme’ adımının hemen ardından İHH ve “Mavi Marmara”ya dönük sözleri şaşırtıcı olduğu kadar muhatapları için de demir leblebi gibiydi.
Cumhurbaşkanı kendi beyanlarıyla çelişecek ölçüde şaşırttı.
Bugüne değin hiç dert etmediği halde ilk kez ‘Benden izin alınmadı, rızam yoktu’ anlamına gelen sözler kullandı.
Seçim meydanlarında Fethullah Gülen ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirip İsrail yanlısı olarak lanse ederken “Otorite biz isek o izni verdik” demişti halbuki.
İslamcı kesim ve Mavi Marmara cenahı açısından yaralayıcı bir diğer söz “Biz yardımları davul zurna çalarak değil, edebi adabı içinde yaptık, yapıyoruz” demesiydi.
Ağır itham ve suçlama!
İsrail ile normalleşme adımı da dış politikayı derneklerin değil siyasetçilerin belirleyeceği anlayışı da doğru.
Niyetleri ne kadar halis olursa olsun Mavi Marmara’nın gidiş yönteminin sorgulanması da olağandır.
Tam 6 yıldır bunun tam aksi sözleri aynı ağızlardan duymamış olsak, seçim önceleri halkın coşkulu alkışları karşısında “Eyy İsrail” naralarını dinlemesek Cumhurbaşkanı’na bu açılardan hak verilebilirdi belki.
Bu değişim İslamcı kesim için ağır ‘travma’dır. Ezberlerin bozulmasıdır.
AK Parti ile iktidar sofrasında birlikte oturan Milli Görüş ve İslamcı damar arasında bir çırpıda ‘kopuş’ a yol açmasa da ‘aidiyet’i zayıflatacaktır. Güven bunalımını tetikleyecektir.
Siyaseti herkesten daha iyi bildiğine şüphe olmayan Cumhurbaşkanı bunu niye yapıyor?
Sebebi şudur, budur ama İHH çizgisinde dış politikayla “İslamcı” retorikle yol alamayacağına inandı.
Yeni rota çizildi, direksiyon ‘yolların ustası’ Binali Kaptan’a teslim edildi.
Güzergah değişikliği yol arkadaşlarını da değiştirecek.
Aynı yağmurda birlikte ıslanılan bazı ‘eski dost’lar yerini ister istemez yeni ‘müttefik’lere bırakabilir.
“Mavi Marmara” çıkışı AK Parti ‘nin ideolojik yeni bir faza geçişinin de işaretidir.
AK Parti kendisini ‘muhafazakar demokrat’ olarak tanımlar. Programında öyle yazıyor.
2002-2010 arası AB çıpasını esas alan ‘liberal’AK Parti vardı.
2010 sonrası “muhafazakar” yönü öne çıktı.
17/25 2013 sonrası iyice içe kapanmıştı.
“Çözüm Süreci”nin bitirilişiyle ‘milliyetçi’ yüzünü keşfettik.
Davutoğlu’nun gidişi sonrası AK Parti’nin liderini değil çizgisini,felsefesini,müttefiklerini de değiştirileceğini görmüş olduk.
“Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi “olan AK Parti değişiyor. “Muhafazakar Demokrat”lıktan hızlı bir şekilde ANAP’ın 1987 sonrası “milliyetçi-muhafazakar”lığına evriliyor.
Soru şu: İslamcı siyasetin bu yeni duruma tepkisi ‘incindik’ türü serzenişle sınırlı mı olur yoksa yeni siyasi filizlenmelere tohum mu atılmış oldu?
Mavi Marmara’nın gidişini de dönemin Başbakanı Erdoğan’ın da Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da ‘rıza’sının olmadığını biliyorum. Yanı başlarındaki insanlardan da duymuşumdur.
O yüzden AK Parti milletvekilleri gemiden indirildi.
Peki, niye engel olmadılar, olamadılar mı yoksa?
Bunun bir cevabı olmalı…
Dönemin bir bakanı önemli bir sivil toplum kuruluşu yetkilisiyle görüşürken bu sorulara şu cevabı vermiş: Tayyip Bey istemiyordu ama mani olamadı. İHH’nın içinde İhtida etmiş İngilizler ikna olmamış.





