Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağı Washington DC’ye indiği saatlerde (yerel saatle Salı öğleden sonra) mevsim normallerinin üzerinde rüzgarlı bir hava bekleniyor.
Takip eden bir kaç günde benzer bir hava olacak.
Erdoğan’ı ABD Başkenti’nde bekleyen rüzgarlı ve ‘bozuk’ hava sadece coğrafi anlamıyla sınırlı değil. Çünkü son iki yıldır adım adım kötüye giden, giderek de krize dönüşme emareleri gösteren politik gerginlik artık saklanamaz boyutlara ulaştı.
Öyle ki Erdoğan uçağına atlayıp Washington’a doğru yola çıkmadan ABD’nin etkin gazetelerinden WSJ açıkça ‘umduğunu bulamayacaksın’ mealli bir haberle çıktı.
Washington’dan giden ‘kötü sinyaller’ gazete haberleri ile sınırlı değil.
Mesela Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (Bu arada yaklaşık bir yıl önce yine Washington’da olan bakan Çavuşoğlu, bakan olarak ilk kez adım attığı şehirde ‘Obama ile Erdoğan birlikte Maryland’deki camiyi açacak’ açıklaması yapıp Beyaz Saray tarafından resmen yalanlanarak ile bir ilke imza atmıştı) ile ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüşme yaparken kameraların karşısına geçen bakanlık sözcüsü John Kirby hayli sert ifadelerle Erdoğan’a ‘mesaj’ yolladı.
Diplomatların yada bakanlık sözcülerinin ağızlarından çıkan her kelimeyi çok dikkatli seçtikleri düşünülürse John Kirby’in Pazartesi günü söyledikleri yenir yutulur şeyler değil.
Kirby’in ne dediğinden önce şunu da hatırlatmakta fayda var; ABD’li sözcüler , yetkililer Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinden, basına yönelik despotik uygulamalardan dolayı gelen sorulardan bıkmış haldeler.
Kirby’in söylediklerine gelince;
Kirby Havuz medyasının manşetlerini süsleyen, AKP sözcüsü yazarların saatler boyu televizyon ekranlarından dile getirdikleri ‘Obama’nın Erdoğan’ı devirme planları yaptığı’ yönündeki suçlamalara karşı beklenenin ötesinde sert tepki gösterdi: “O kadar saçmasapan bir iddia ki buna cevap vererek onları şereflendirmeyeceğim” dedi.
Bu iddiaların Erdoğan’ın kontrolündeki medyadan geldiğinin hatırlatılmasına ise “Nerden geldiği umurumda bile değil. Bu saçma ve ABD’den bir cevabı hak etmiyor” dedi.
Kirby ayrıca Can Dündar ve Erdem Gül’ün yargılandığı davayı izlediği için Erdoğan’ın tepkisini çeken diplomatlara da sahip çıktı.
Davaları izleyeceklerini söyledi.
TÜRKİYE UZMANLARINDAN ‘HOŞ GELMEDİN’ MEKTUBU
ABD Başkenti’nde Erdoğan’a ‘hoşgeldin’ demeyecek olan sadece Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı değil. Aynı zamanda Washington’da Türkiye deyince akla gelen ilk isimler sert bir mektupla Erdoğan’ı karşılayacak.
Eski Büyükelçiler Mortton Abromowitz ve Eric Edelman’ın imzaya açtığı mektubu bir çok Türkiye ve bölge uzmanı imzaladı. 4 Başlıkta eleştirilerin yer aldığı mektupta Erdoğan’ın basın özgürlüğüne vurduğu darbeye tepki dile getiriliyor. Başkanlık sistemini zorlamanın ülkeyi bölebileceğine değinen eski büyükelçiler ‘arkasından gitmeye değer mi ?’ diye soruyorlar. Kürt sorununun çözümü için tekrar çözüm masasına dönülmesini talep eden mektup Kürt gençlerinin radikalleşmesi tehlikesine dikkat çekiyor.
REZA ZARRAB GÖLGESİ
Washington’daki mevcut kötü havayı daha da puslu hale getiren ise 17/25 Aralık yolsuzluk skandalının kilit ismi Rıza Zarrab’ın Miami’de tutuklanması oldu.
İlk şoku atlattıktan sonra Zarrab’ın yakalanmasını ‘paralel ve Obama’ya bağlayan AKP üretimi haberlerin ‘not edildiğini’ bilmek için ‘Fuat Avni’ olmaya gerek yok. Muhtemelen Çavuşoğlu Kerry’e hitaben ‘bize darbe mi planlıyorsunuz ?’ diye sormuştur.!
Ya da Erdoğan Obama’ya bizzat soracaktır.!
Zarrab ile ilgili diğer nokta şu; Rıza Zarrab’ın tutuklanması sonrası Türk halkının müthiş ilgisine mazhar olan, bu yönüyle de New York Times başta olmak üzere ABD medyasına konu olan savcı Bharara’nın hazırladığı iddianamenin Erdoğan ve yakın çevresine uzanması ziyareti daha da hassas hale getiriyor.
Washington’un nabzını tutan çevreler, savcı Bharara’nın ‘Rıza Zarrab’ın Türkiye’de bakanlara verdiği bir kaç yüz bin dolarlık rüşvetler yada saatlerle ilgilenmediği’ yönünde. Yani ‘Küresel bir 17/25 soruşturması ile karşılaşacak gibiyiz ki bu aşamada olay Zarrab’ın ‘önüne yatan’ 4 bakanla sınırlı kalmaz. Böyle bir soruşturma sonrası Saray ve çevresinden çok kişi seyahat planlarını değiştirmek zorunda kalacak gibi.
Aslında Erdoğan’ı karşılayan ‘soğuk havaya dair’ başka detaylar da var.Ankara ile Washington arasındaki telefon görüşmesi sonrası yapılan açıklamalardaki farlılıklar gibi. Fakat uzatmamak adına Erdoğan’ın programına geçmekte fayda var.
ERDOĞAN NELER YAPACAK ?
Peki Erdoğan Washington’da ne yapacak ? Programı dolu mu ?
Bu sorunun cevabı bardağın neresine baktığınıza göre değişir. Eğer Havuz çalışanı iseniz ‘Erdoğan’ın ABD Başkan yardımcısı Biden ile ikili görüşme yaptığını, beraber Maryland’deki camiyi açtıklarını, Erdoğan’ın ABD’nin önde gelen seçkin isimleri ile yemekte buluştuğunu, Brookings gibi köklü bir kurumda 2023 vizyonunu anlattığını (Tabi düne kadar Havuz’un Brookings’i Cemaat kurumu olarak manşetlere taşımasına dair çelişkiyi soran olmayacak) Washington’da dünya liderlerinin Erdoğan ile görüşebilmek için otelinin önünde sıraya girdiğini’ yazabilirsiniz.
Nasıl olsa Türk medyasının tamamı Saray’ın kontrolüne girdiği için herkes böyle olduğunu düşünecektir.
Fakat gerçekte durum farklı.
Erdoğan 2010 yılında da Nükleer Zirve için Washington’a gelmiş ve o dönem Obama ile ikili görüşmüş, ayrıca çok sayıda lider ile ikili, üçlü görüşmeler yapmıştı. Bu kez Obama ile görüşme yok.
Belki koridorda yada aile resminde bir karşılaşma olabilir.
Her ne kadar Saray çevreleri ‘Obama ile daha Antalya’da görüştüler, zaten telefonla görüşüyorlar. Burada görüşmesi beklenmiyordu’ türküsünü söylese de Erdoğan’ın Obama ile görüşmek için çok yoğun çaba sarf ettiği sır değil. Erdoğan’ın ayrıca Maryland’de ki camiyi Obama ile açmak için de uzun zamandır lobi yaptığı biliniyor. Fakat her iki konuda da Beyaz Saray’ın duruşu Erdoğan’ı mutlu edecek türden değil.
Erdoğan’ın programı ise özetle ve sırasıyla şöyle; Salı günü akşam üzeri Washington’da olacak olan Erdoğan ‘bazı düşünce kuruluşu temsilcileri ile yemekte’ buluşacak.
Aslında tuhaflık daha ilk programda başlıyor. Çünkü Washington bir düşünce kuruluşu cennetidir ve düşünce kuruluşlarının toplantıları herkese açıktır. Hükümetin güdümündeki düşünce kuruluşlarından Turkish Heritage’in bu ‘samimi ortamına’ ‘soru sorma ihtimali olan’ gazetecilerden kimse davet edilmedi.
RESMİ İLK PROGRAM YAHUDİ LOBİSİ İLE
Erdoğan’ın resmi ilk program ise Yahudi lobileriyle. Burada sürpriz bir şey yok çünkü Erdoğan’ın son dönem Musevi lobileriyle arası çok iyi. İsrail ile gergin günler çoktan geride kaldı. Perşembe günü ABD BaşkanYardımcısı Joe Biden ile görüşmesi var. Aynı gün Washington’un köklü düşünce kuruluşlarından Brookings’te konuşacak.
Bu konuşma Erdoğan ve program takip eden gazeteciler için önemli. Erdoğan için 2023 hedeflerini anlatması açısından önemli, bizim içinse Erdoğan’a soru sorma ihtimalimiz olan tek program olması dolayısıyla.
Fakat gelin görün ki evlere şenlik şeyler yaşanıyor. Washington geleneklerinde bu tip toplantılarda konuk liderler konuşur, katılımcıların sorularını cevaplarlar. Fakat uzunca bir zamandır Havuz medyası dışında kimseden soru almayan Erdoğan adeta burada da basından kaçırılıyor.
Şöyle ki; normalde bu programla ilgili duyuru Brookings’in web sitesinde yapılır, ilgi duyanlar formu doldurarak katılacağını bildirirdi. Fakat Brookings bu toplantının duyurusunu yapmadığı gibi gazetecilerden gelen ‘kayıt olma’ taleplerini de ‘yerimiz dar, tv den izleyin’ şeklinde cevaplarla geçiştirdi.
Şahsen ısrarcı olmam üzerine ‘programı takip edecek gazeteciler listesine eklendiğim’ söylendi. Bakalım Erdoğan’ın basına açık sayılabilecek tek programını izleyip soru sorma imkanı bulabilecek miyiz ?
Gerçi Washington’da ‘özgür basın’dan soru almama prensibi sadece Erdoğan’la sınırlı değil. Son iki yıl içerisinde Washington’a gelen tüm hükümet yetkilileri köşe bucak basından kaçtı.
Eli mahkum karşılaştıkları yerlerde ise ‘Türkiye de tutuklu gazeteci yok, gazetecilikten tutuklu kimse yok’ şeklinde dahiyane cevaplar verip adeta herkesi kendilerine güldürdüler.
Erdoğan’ın programına dönersek. Japonya, Polonya ve Pakistan liderleri ile görüşmesi planlanıyor. Beraberinde gelen kalabalık iş adamı heyetiyle programları var. Havuz medyasına ve havuza sonradan dahil olmasına rağmen hayli dikkat çekici bir performans sergileyen Doğan medyasına göre ABD’nin önde gelen tüm CEO’ları bu programa katılacak.
Beyaz Saray’daki zirveye katıldıktan sonra Cumartesi günü Maryland’e geçip Türkiye’nin yaptırdığı caminin resmi açılışını yapacak. Cami uzunca bir süredir hizmette ama Erdoğan’ın bu açılışı çok önemsediği herkesin biliniyor.
Bu programın iç politikaya dönük olduğu aşikar.
Peki bu program Erdoğan için verimsiz, başarısız bir program mı ? Pek başarılı olduğu söylenemez. Nükleer Zirve olmasa Beyaz Saray’a gideceği yok. Orada da ikili görüşme yok. 50 küsür ülke katılıyor ama şu ana kadar kesinleşmiş 3 ülke lideri ile görüşme var.
Üniversite yada etkili ticaret odalarında bir konuşması da yok. Washington Post yada New York Times gibi etkili bir gazete ile mülakat yada editoryal toplantısına iştirak de yok.
Özetle, iş gezisinden çok propaganda gezisi gibi gözüküyor. İmkan buldukça takip etmeye ve buradan detayları aktarmaya çalışacağım.
Bakalım , görelim…





