Davutoğlu’nun gazetecileri tarafından çıkarılan Karar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Kiras, Başbakan Ahmet Davutoğlu’un 22 Mayıs’ta AKP’yi olağanüstü kararı alarak Başbakanlık ve genel başkanlık koltuklarını bırakacağını açıklamasına ilişkin ilginç bir yazı kaleme aldı. Davutoğlu ekibinin direnişi olarak okunan yazıda, AKP tabanındaki rahatsızlığa ve kırgınlığa vurgu yapılıyor, ve direniş mesajları taşıyor.

İşte İbrahim Kiras’ın “AK Parti’nin asıl ihtiyacı” başlıklı o yazısı… 

Başbakan Davutoğlu’nun ayrılma kararı sonrası konuşulmaya başlanan veya konuşulması sıklaşan konular arasında “düşük profilli başbakan” formülü de var. Elbette Davutoğlu’nun halefi olacak kişi Davutoğlu ile kıyaslandığında ister istemez daha düşük profilde olabilir ama Başbakanlık makamının etkisizleştirilmesi düşüncesi apayrı bir problem alanı açıyor önümüze.

Başbakanlık makamının etkisizleştirilmesi bazılarının beklediği şekilde Erdoğan’ın işini kolaylaştırmayabilir; hatta tam aksine son zamanlarda Batı’dan gelen“otoriterleşme” eleştirilerinin yaygınlık kazanmasına ve giderek AK Parti tabanının da partilerinin bu görünümünden olumsuz etkilenmesine yol açabilir.

Başbakanlık makamının fiilen boşaltılması hesaplarından daha tehlikeli durum ise Cumhurbaşkanlığı makamının yakınlarında siyaset üretme, strateji oluşturma vs. hususlarında Erdoğan’a katkı verecek seviyede ve kalitede bir kadronun eksikliğidir. Öyle ki Cumhurbaşkanı’nın politik pozisyonunu temsil ve ifade görevini halk arasında “trol” diye adlandırılan türdeki düşük profilli bir kadronun üstlenmiş görünüyor olması yalnızca bu makamın saygınlığını zayıflatmakla kalmaz, siyaset ve idare sahasında ihtiyaç duyulan vizyon oluşturma ve karar belirleme süreçlerinde etkisini de sınırlar.

Erdoğan güçlü bir lider. Tabanın sevdiği ve bilhassa kendisiyle özdeşlik ilişkisi temelinde özel bir bağlılık ilişkisi geliştirebildiği bir kişilik. Bunda kuşku yok. Kendi kişisel karizmasıyla bir siyasi hareketi tek başına sürükleyebilecek gücü olduğu inkâr edilemez. Ama ne olursa olsun siyaset bir kadro hareketidir. Vitrindeki diğer figürlerin de hem temsil yetenekleri hem de icra yeterlikleri bakımından liderin performansına yardımcı olmaları gerekir. Yani hem tabanın kendileriyle özdeşlik kurabileceği kişiler olması lazım bunların hem de görev alanlarında iş yapma becerisine sahip görünmeleri.

Demek ki bazılarının bugünlerde galiba bazı yerlere şirin görünmek hevesiyle savundukları anlaşılan “tek adam” yönetimi veya devlette tek adam yönetimi görüntüsüne yol açacak tasarruflar 14 yıllık AK Parti iktidarı açısından olumsuz bir dönüm noktası olabilir. Bunun yerine liyakate ve yeterliğe dayanan bir kadro hareketi görüntüsü vermeye ihtiyacı var AK Parti’nin. Bütün diğer partiler gibi…

Siyaset kadro işidir. Liderin gücü kadrosudur. Zeka, yetenek, tecrübe, karizma… Bunlar olmadan lider olunmaz ama bu hasletlere sahip olduğu için lider olabilmiş kişinin kadrosunun da kendi hasletlerine uygun bir donanımda olması gerekir.

Hasıl-ı kelam AK Parti’ye tek adam değil çok adam siyaseti lazım. Yoksa lider yalnız bırakılmış olur. İşi biraz da bu tarafından düşünsün AK Parti’li dostlarımız…

Bu bağlamda, “Cumhurbaşkanı’na yakın isimler” diye kodlanan bir grubun konuyla ilgili yaptığı açıklamaların özeti şu: Davutoğlu’nun başbakanlıktan ayrılmasında asıl mesele başkanlık konusuydu. Çünkü güçlü cumhurbaşkanı-güçlü başbakan formülü yürümüyordu. Bunun için güçlü cumhurbaşkanı-sembolik başbakan formülüne geçilmesi gerekiyordu…

İyi de mesele buysa o zaman Davutoğlu’nun suçu neydi? Neden bir Genel Başkan partisinin MKYK’sında rencide edildi? Neden ülkenin Başbakan’ı, kendi tabiriyle“sanal şarlatan”ların acımasız saldırılarına, hakaretlerine maruz kaldı? Bu arada hiç ilgimiz olmadığı halde Karar’ın da adı karıştırılmak istenen o ahlaksızca tezvirat ve iftiraların amacı neydi?

Bugünlerde AK Parti tabanında çok ciddi bir rahatsızlık, bir tatsızlık, bir burukluk hissi var. Bunu hemen herkes çevresine bakınca kolayca gözlemliyor. Bana sorarsanız AK Parti tabanındaki bu rahatsızlık ve burukluk en başta işte bu soruların zihinlerde ve gönüllerde cevapsız kalışının sonucu.

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...

SHARE