Yarına Bakış gazetesine konuşan Gazeteci Erdem Gül, iktidarın medya üzerindeki baskısına somut bir örnek veriyor: “Geçtiğimiz hafta Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinin önünde mermi atıldı. Milliyet’te tek satır haber yoktu. Böyle bir medya var mı?” 

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT TIR’ları haberi nedeniyle yargılandı ve Can Dündar’la birlikte hapis yattı. Türk medyasının direncinin kırılgan olduğunu ve çabuk teslim oluyor görüntüsü verdiğini savunan Gül, “Antidemokrat yaklaşımlara karşı direnç göstermiyoruz. Usta kalemler yazılı basında iş bulamıyor, internette yazıyorlar. Ama buna da şaşırmıyorum. Neticede ‘Başbakan’ın işten kovulduğu ülkede medyanın güvencesi nasıl olsun’ diyor

92 gün hapis yatmanıza neden olan “MİT TIR’ları’ haberi Cumhuriyet’ten önce Aydınlık’ta çıkmıştı. Önceden yayınlanmış bir haber yüzünden hüküm giyeceğinizi tahmin eder miydiniz?
Biz Çağlayan’a ifadeye gittiğimizde sulh-ceza hakimliğinin savcısı sorguda ‘Sizin yaptığınız haber önceden Aydınlık’ta yapılmış. Onlarla ilgili de soruşturma yürüteceğim’ dedi. Sonrasında Aydınlık’la ilgili hiçbir soruşturma açıldığını görmedim. Aydınlık Gazetesi’nin yerinde olsaydım bu durumu dert eder, ‘Bize niye dava açmıyorsunuz’ derdim.

Siz hapisteyken AB’nin mülteci pazarlığı nedeniyle insan hakları ve basın özgürlüğünden vazgeçtiği konuşuldu. Ne düşündünüz bu konuda?

Açıkçası buna şaşırmadım. Avrupa çok ilkesel değildir bu konularda. Esas şaşırdığım nokta, Türkiye gibi kendi içinde birikimi, geleneği ve gazeteciliği olan bir ülkenin bu kadar çabuk teslim oluyor görüntüsü vermesiydi. Antidemokrat yaklaşımlara karşı direnç göstermiyor görüntüsü vererek Türkiye kaybediyor.

Gazetecilerin yeterince kenetlenemediğine dair bir özeleştiriniz var mı?
Evet, var. Türkiye’de AKP öncesi dönemi düşünürsek o yıllarda da ülke güllük gülistanlıktı diyemeyiz. İktidarı ele geçirenler tarafından fazlasıyla baskı vardı. Basın özgürlüğünü elde etmek için gazeteciler çaba harcıyordu. Ben Ankara gazetecisiyim, her gün yaşıyordum bunu. Ancak bugünkü durum çok farklı. Çünkü bu insanlar 2001’de iktidara gelirken zaten bizim saydığımız bu olumsuzlukları ortadan kaldırmayı vaat ederek, özgürlük vaat ederek geldiler. Başa gelince de geçmişte yapılanların aynısını, hatta 5 mislini yaparak yollarına devam ettiler.

‘GAZETEYİ SARAY İÇİN ÇIKARMIYORUZ’

Siz devletin gizli kalması gereken sırlarını yayınlamaktan yargılanırken, kendi ülkesinde Snowden’dan muzdarip olan ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın size sahip çıkan tavrı da dikkat çekici bir başka durumdu…
ABD, Snowden’ın yayınladığı istihbarat belgelerinden ötürü büyük bir kaos yaşadı. Ancak burada şöyle bir nüans var: ABD diyor ki benim kamu görevlim bunu sızdırdığı için onun peşine düşerim ama bunu haber yaptığı için gazetecinin peşine düşmem. Çünkü gazeteci yazar. Gazeteci cumhurbaşkanının müjdeler verdiği cümleleri, asgari ücretin yükseldiğini ya da grup toplantılarını mı yazacak sadece? Biz gazeteyi saray için, MİT müsteşarı için çıkarmıyoruz. Gazeteyi halk için, bilgilenecek kamu için çıkarıyoruz.

Hapse girdiğinizde dik bir duruş sergilediniz. İçten içe neler hissettiniz? Karamsarlık ele geçirdi mi sizi hiç?
Hakkımda böyle bir sebepten müebbet istenebilmesi bana çok hafif bir durum gibi geldi. Memleketin çok hafif yönetildiğini, yargının çok hafif olduğunu, iktidarı kontrolsüz bir biçimde elinde bulunduran bu tek parti hükümetinin ne kadar hafif olduğunu düşündüm. Güldüm yani onlara. Komiktiler. Eğlenceli değil ama komiktiler.

Duruşmanızı izlemeye gelen konsoloslara cumhurbaşkanı ‘Ya sizin ne işiniz var orada’ sözleriyle çıkışmıştı. Nasıl değerlendirdiniz bu durumu?
28 Şubat sürecinde de gazetecilik yapıyordum. Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle ceza almıştı ki, cezası onaylandı. O dönemde kendisinin de AB ülkelerinden birinin konsolosuyla fotoğrafı çıktı. Yani aynı durumu bizzat Erdoğan da yaşamıştı. Ben o yıllarda Refah Partisi’ni de Fazilet Partisi’ni de izledim. Erbakan yasaklandığında Tayyip Erdoğan’la AKP’ye geçmeyen Refah ve Fazilet Partililer şöyle bir iddia ortaya attılar: Yurtdışından gelen yabancı temsilci bu vekillere gidip: “Erbakan bitti artık. Üzerine beton döküldü. Siz bu sevdadan vazgeçin. Bundan sonra Erdoğan var. 28 Şubat, Tayyip Erdoğan’ın önünü açma hareketidir.” diyor. O dönem bunları sormadık kendisine ama oldukça ilginç bir detaydır bu bence.

Untitled-1

‘DAVUTOĞLU TUTUKLANMADIĞINA ŞÜKRETSİN’

Birçok isim kendine yazılı basında yer bulamayıp internet gazetelerine yöneldi. Gazetecilik nereye gidiyor?
Evet, Hasan Cemal ve Cengiz Çandar gibi çok önemli isimler bugün internet gazetelerinde yazıyorlar. Fakat medyaya gelmeden önce asıl şöyle bir sorun var. Bu gazeteciler iş bulamıyor ama bundan 1 ay önce bu ülkede başbakan işten atıldı. Başbakan’ın iş güvenliğinin olmadığı bir ülkede medyanın olur mu? Kendi atadığı başbakana böyle yapan bir iktidar, kendisine muhalif olanlara ne yapmaz? Yüzde 50 oyla gelen Başbakan belki de 10 dakikalık görüşmeyle işten çıkarıldı. Davutoğlu, tutuklanmadığına şükretsin.
Medya tek tip olamaz. Bir gazetenin içinde farklı görüşler olur. Gazete, iktidarı denetler. Ama artık Türkiye’de bir havuz medyası -cumhurbaşkanının heykele dediği gibi tanımlamak istiyorum- yani ‘ucube bir medya’ var. Medyanın yüzde 70’ine yakınını ele geçirdiler. Bir kısmını da kayyımla ele geçiriyorlar zaten. Dünyada yoktur böyle bir örnek.

Medyadaki hedef gösterme durumları da fazlasıyla tartışılıyor son dönemde…
Evet, kesinlikle! Br gazete ya da medya organı başka bir medya organının içindeki gazetecilerin hapse girmesini ve hatta öldürülebilmesini savunan yazılar yazabiliyor. Biz bunu ilk kez AKP döneminde gördük.

Merkez medyada da bir değişim var gibi. Fikret Bila’nın istifasını nasıl yorumluyorsunuz?
Geçtiğimiz hafta Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinin önünde mermi atıldı. Milliyet’te tek satır haber yoktu. Böyle bir medya var mı? Bu gazete mi şimdi? Bence Fikret Bila geç bile kalmış istifa etmekte.

Can Dündar’ın adliye çıkışında uğradığı silahlı saldırının ardından ‘Benim de başıma gelebilir’ korkusu yaşadınız mı?
Can’a gelen bana gelmiş sayılır zaten. Daha kaç kere gelsin? ‘Can Dündar kurguladı bunu’ diyenler oldu. Yani öldürülmediğine sevinen bir medya gördük. Türkiye için vahim olan budur.

Can Erzincan’a yapılan mizahın konusu

Can Erzincan TV’nin Türksat’tan çıkarılması gündemde. Bu ısrarlı baskının nedeni, özgür seslerden korkuyor olmaları mı?
Savcı, Can Erzincan TV için “Bugün TV’nin eski çalışanları burada çalışıyor” demiş. Dünyanın komedisidir bu! Hukuku bir kenara bırakalım, dünyanın en iyi mizah dergisi gelse yazamaz bu metni. O zaman biz de şöyle diyelim: Refah Partisi ve Fazilet Partisi kapatıldı. Sonra bu partidekiler AKP’ye geçti. Bu nedenle AKP’yi kapatmalı mıyız? Ayrıca savcı yazısıyla televizyon mu kapatılır? Mahkeme nerede?

Bazı medya gruplarının şişirme tirajları olduğu iddiası var. Doğru mu bu?
O medya tek elden çıkıyor artık belli oldu. Hem savcı, hem tetikçi, hem hakim, hem polis, hem jandarma gibi çıkan bir medya bu medya. Orada çalışanlar da birtakım yerlere mesaj vermek, birilerinin öldürülmesi ve hapse girmesi için isimlerini yazıyorlar. Kapalı devre bir yayıncılık.

DİLARA IŞIK

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...

SHARE