İnsan sıkışınca son çare baba ocağına ana kucağına sığınır. Ya zulüm bir yazarı dünyanın öbür ucuna savurmuş, sığınacak bir ana kucağı kalmamışsa ne yapar bir yazar? Artık kucağına sığınamayacağım Annemi kelimelerime sığdırıp onun için sizden bir Fatiha veya Yasin istemek için yazıyorum bunları.

Bugün Anam vefat etti. İlk defa “öksüz” ne demek onu hissettim. Dünyanın öbür ucunda, onun sıcaklığıyla, onun umuduyla, onun duasıyla yaşıyormuşum meğer. Gövdemi bir boşluktan yapılmış eğreti bir heykel gibi hissediyorum. Sanırım öksüz kalmak böyle bir şey. Öksüzüm artık. Başımın en sıkıştığı kavga anında “arkamda anamın duası var, arkana bakmadan yürü” diye mücadele ederdim hep. Bugün o duygumu yitirdim. Oysa tüm cesaretimi onun duasından alırdım ben. O dua ettiği sürece bana bir şey olmayacağını bilirdim. Şimdi neye dayanacağımı bilmiyorum.

Anam “hak” kadınıydı benim. Kimsenin hakkını yemez, kimsenin hakkını kimseye yedirmezdi. Hak söz konusu olunca yorum yapmazdı. En çok da hayvanlarını severdi. Ne zaman onların yemini zamanında vermesek “onların da hakkı var, ağzı var dili yok, yazık değil mi neden yemini geciktiriyorsunuz” diye kızardı bize.

Bir köy yerinde, okuma yazma bilmeden, parayı pulu anlamadan yaşadı bu dünyada. Ne zaman dua et desem “oğlum ben okuma bilmem ki, nasıl dua edeyim, Allah etsin” derdi. Sonra en yürekten söyleyeceği ne varsa söylerdi. Kimden öğrendiyse bilmem, her duasını “evvel ellere sonra benim çocuklarıma ver” diye bitirirdi. Neden böyle dua ettiğini, bu duayı kimden öğrendiğini halen bilmem. Doğrusu o her duasını böyle bitirince kıskanırdım. “Neden evvel ellere versin dersin ki, evvel benim çocuklarıma ver” demez ki diye düşünürdüm sanki Allah’ın rahmeti bitecekmiş gibi…

Köyde kim görse annemden “beddua” etmesini isterdi. Özellikle gençler onun beddualarından çok hoşlanırdı. Bunun bir sebebi vardı. Ne zaman kızsa en meşhur bedduasını yapıştırırdı “ocağınız tütsün e mi?” biraz daha kızarsa “ocağı yanasıca” en kızgın halinde “ocacığı yanasıca” diye beddua ederdi.

Böyle “beddua” etmeyi kimden ve nerden öğrendiğini bilmiyorum. Anam bunların beddua olduğunu sanırdı. Köyün okumuş gençleri bunun aslında bir dua olduğunu bilir ona gelir bize de beddua eder misin derdi.

Çok çalışkan biriydi anam. Hızla gider, hızlı çalışırdı. Bu yüzden ona herkes “Poyraz” derdi. Her an iş yapardı. Hep birlikte akşama kadar tarlada çalışıp yorgun düşerdik. O bir de o yorgunluğun üstüne eve gelirken çalı çırpı toplar eve odun toplardı. Bir yandan “öf yoruldum” der bir yandan çalışmaya devam ederdi…

Küçük yaşta, 13 yaşında, çıktım köyden. Bu yüzden benim için anne demek evden gelirken ve eve her gelişimde boynuma sarılıp ağlayan yar demektir. Gelince sevinçten, giderken üzüntüden ağlardı hep. Anamın ağlamadan okula yolladığı bir sefer hatırlamıyorum. Köyden çıkıp tren istasyonuna gidene kadar geçen 2 km’lik yolun yarısını benimle gelir bu süre boyunca hep ağlardı.

“Allah nusuratını keskin eylesin, zihnini açık eylesin” diye dua ederdi ne zaman dua istesem. En son oğlumun gireceği sınav öncesinde ona ulaşıp duasını almak istedim. Ona ulaşamayınca ‘Anamın duası yok galiba oğlum sınavı kazanamayacak’ diye düşünmüştüm.

Oğlum sınavdan çıkınca “bilgisayarlarda problem oldu sınav iptal edildi tekrar gireceğiz” diye üzülürken ben içten içe seviniyordum. Annemin duasını almadan oğlumun sınava girmesi büyük bir eksiklik gibi gelmişti bana…

Muhtemelen bugün Malatya, Maraş ve çevresinde ona küfreden bir çok kişi farkında olmadan ondan iyilik görmüştür. Erbakancısından, Süleymancısına bölgede yurtlarda, öğrenci evlerinde kalan öğrenciler veya hocaları köyümüze gelir buğday, bulgur, fasulye, ceviz vs. gibi yardım malzemeleri toplardı. Annem onların hiç birini geri çevirmedi. Hemen hepsinin heybesine bir şeyler koyup gönderdi.

Evimiz yol üzerindeydi. “Tanrı misafiri” hiç eksik olmazdı. Bizim oralarda evine gelen tanıdığa, akrabaya misafir denmez. Onlar zaten hane halkından sayılır. Bizde “tanrı misafiri” tanımadığın ve evine gelip yemek yiyip, bazen yatıya kalan insana denir.

Annem bunu hiç yadırgamadı. Şimdilerde düşünüyorum da, hiç tanımadığın birini evinde misafir etmek gerçekten tuhaf geliyor artık bana. Oysa o hiç itiraz etmeden kış yaz demeden evimize gelen yüzlerce tanımadığımız misafire yemek yaptı, elinde avcunda ne varsa ikram etti.

Babam misafiri ağırlamayı severdi. Çoğu zaman yoldan geçen adamı çağırıp çay, ayran ikram ederdi. Annemin bunlara itiraz ettiğini hiç duymadım. Evlendikten sonra eve misafir getirmek için bin bir ayarlama yapma (en azından eşime önceden haber verme) zorunluluğunu görünce Anamın yaptığı fedakarlığın nasıl bir şey olduğunu yeni anlıyorum.

Henüz 5-6 yaşlarındayken babam her sabah yüksek sesle evde Kuran okudu. Annem Kuran ve Allah’a saygısından babam Kuran okurken bizim yatmamızı istemezdi. Bizi uyandırır “Kuran okunurken yatılmaz” der, oturup Kuran dinlememizi isterdi.

Çok yokluk çekti annem. Giyecek ayakkabısı yokken komşudan istediği arkası yırtık ayakkabıyı bile vermediğini hatırlar iç geçirirdi. “Allah muhanete muhtaç etmesin” duasını ondan öğrendim.

2013 yılından beri siyasi görüşümden dolayı yaşadığım bunca sıkıntıyı, baskıyı, zulmü, mahkemeleri, müebbet taleplerini, küfrü, hakareti, tehdidi, evimin önüne kadar gelip yapılan tacizleri affetmeye hazırım. Tek bir şeyi affetmeyeceğim; ben Türkiye’den çıkıp ABD’ye geldiğim 2014 yılında buradan Televizyonlarla Canlı bağlantılar yaptığım dönemde, yani herkesin beni Amerika’da bildiği dönemde –ki nerde olduğumu hiç bir zaman saklamadım- Malatya’dan 120 Km ötedeki Annemin evine polis gönderip “İhbar var Emre Uslu buradaymış” bahanesiyle yaşlı ve hasta annemi sorguya çekmelerini asla affetmeyeceğim.

Anamın duası ile bitireyim: Allah şimdiye kadar beni muhanete muhtaç etmedi. Sizi de etmesin, evvel elleri, yanı süre de sizleri muhtaç etmesin, nusuratınızı keskin eylesin.

Arkasından bir Yasin veya bir Fatiha okursanız çok memnun olurum…

Emre

Haberimizi okuduğunuz için teşekkürler…

Okuduğunuz bu metinler sesi kısılan, nefesi kesilen insanların sesine ses, nefesine nefes verme çabası. Bu çaba, karınca kararınca Nemrut'un ateşine karşı "yerimiz belli olsun" çabası. Bu çaba, 'zalim zulmederken sen ne yaptın?' diye sorulduğunda "dik durdum" deme çabası. Bu çabanın devam etmesini isteyen dostlarımız aşağıdaki ürünü alarak destek verebilirler. Desteğiniz için yürekten teşekkürler.

Bu yayınların devam etmesi için verdiğiniz destek için çok teşekkürler...

SHARE